siyah bir simdir hayatım silik geçmişimin saçlarında..!
iki zümrüt küre belirdi
ufuktan
bir cadı sesi yankılandı yer yer.
bir baykuş öttü acı acı
başladı esmeye seher yelleri
sevdanın kollarında
iki zümrüt küre belirdi ufuktan
bir cadı sesi yankılandı yer yer
Kerem`i yakan ateşçesine yaktı
Hiroşima`yı yıkan kabusçasına yıktı
bütün mabetler sarsıldı
çöktü temelinden
Sevdanın kollarında...
Ölüm...; Ölümün hayatımın içindeki yerini biliyorum artık. Onun varlığını bahçedeki vazgeçilmez bir ağaç, sokaktaki bir arkadaş gibi kabul edip, isyanı bıraktım. Senin gözlerin beni yaşama bağlayan. Gözlerinde ki anlam. Gözlerinde ki yaşamın sihri. Çocukluğumun önemini anladım; geçmişimde kalmış küçük eşyaları, çikletleri, resimli romanları hatırlayıp sevmeyi de böyle öğrendim, ilk kitapların, ilk aşklar gibi hayatımdaki yerini de. Çılgın ve kederli, otobüsleri de, vahşi ülkemi de zaten çocukluğumdan beri hep severdim...
Ben: Tenim aç. Ruhum aç ve anlaşılmayan kalbim ve anlaşılmayan kafam ve anlaşılmayan vücudum. Ben aşklarımı iki defa oynadım hep. Önce trajedi sonra komedi olarak... Susuyorum hayata karşı. O da bana karşı susuyor. Birlikte karşılıklı iki insan susarsın da bazen, karşılıklı konuşmaktan daha anlamlı olur bu suskunluk. Bizde böyleyiz. Hayatım ve ben...
Ben: Hayata sürünerek girdim. Prens olarak girmedim. Şövalye olarak girmedim ve Palas Atena gibi zırhlarımla doğmadım. Benim aşklarım, benim dostlarım, benim kadınlarım bağladı beni hayata hep. Ben hiç bağlanmadım, bağlanamadım. Bir şehrin iç sokakları gibi mahrem ve samimiydi kadınlarım. Yalan gibi sıcak. İçten. Penelop'un tül örgüsü gibi sonsuzdu hep... Sevdim kitapları. Okudum. Okudum yaşadım. Her kitap tılsımlı bir saray. Kapıları ilk gelene açılmaz. Büyüklerde kıskanç, Tanrılar gibi. Yalnız Numa'ya görünen Egeria. Beatrice, Dante için Beatrice. Kitaplar kadınlara; kadınlar şehirlere benzer. İzmir, Antalya ve İstanbul... Herhangi bir dişi kadar muhteşem, her hangi bir dişi kadar alelade. İnsan şehriyle biner trene; şehri yani zaafları, alışkanlıkları, zilletleriyle. Her kitapta kendimizi okuruz. Kendimizle yatarız her kadında. Kitaplar, kadınlar. Şehirler, metruk kervansaraylar gibi boş. Onları dolduran senin kafan, senin gönlün